Degerli kardesim Kamil Kartal,
"BILMEK" baslikli yazini begeni ile okudum. Eline ve aklina saglik.
Yazinda bana ve yazilarima yaptigin övücü atiflarin için candan tesekkür
ederim. Sagol aziz kardesim.
"Bilmek" baslikli yazina ben de bu yazimda bir kaç hususu eklemek
istiyorum.
Yazinda "bilmek ve bilgi" konusunda çok önemli hususlara
dokunmussun ki yazdiklarina
katiliyorum. Zira
söylediklerin benim de öteden beri dile getirtigim hususlardir. Çok
ilginçtir ki Türk dünyasinin atalari binlerce sene evvelinden BILGI kavramini
TANRI kavrami ile esdeger görmüsler ve onu tanrilastirmislardir. Bilgiyi
tanrilastirmak eski Turk dünyasinda onun ne kadar önemli bir kavram oldugunun
isaretidir. Bu felsefi kavrami gelistirip onu bir din haline getirmek ve
insanligi onunla aydinlatmak ve yönlendirmek çok enine boyuna derin
düsünebilmenin inkar edilemez belgesidir. BILGAMEŞ adi (sözde
"GILGAMESH") bu eski Turk dünyasina ait BILGI anlayisinin en canli
örnegidir. BILGE adi ile bilinen ünlü Türk hakanlari vardir. OGUZ KAGAN adi
bile insan basinda yeralan GÖZ ve AGUZ (SÖZ, DIL, KONUŞMA, BILGI, US) sözü
ile esdegerdir. Eski Masar hakanlarinin çogu ünvanlarinda "US
ER" (USER) sözünü kullanmislar ve kendilelerini USERLIKLE
(BILGELIKLE) oturduklari hakanlik tahtina layik olduklarini
söylemislerdir. Bilindigi üzere US ve ER sözleri Türkçeye ait sözlerdir.
TANRI da hem "AS ER" (BIR ER, TEK ER) ve hem de "US ER"
(her seyi bilen, yapan, yaratan, yani USERLIKLI (bilgelikli) Bir Gök Eri )
olarak tanimlanir. Yalniz ne var ki TANRI kavrami dahi ancak kisi
tarafindan bilindigi zaman vardir. Bilinmezse kisi için o
dahi yoktur.
Böylece BILGIYI ve onu BILMENIN önemini hayatimizin her aninda duyuyoruz,
yasiyoruz ve ona ne kadar bagimli oldugumuzu her isimizde görüyoruz.
Zira, yapilmasi gereken bir isimizde ne yaptigimizi bilmiyorsak ya baskasinin
bilgi yardimini, çogu zaman para karsiligi, almamiz gerekiyor, sayet bunu
yapamiyorsak kendi kendine yetemeyen birisi olarak kaliyoruz.
BILGI ve BILME ile ilgili Türkçe sözleri 6-7 bin evvelinden eski Sümer ve Masar
medeniyetlerinde en tepe kullanim yerlerinde görmemiz, Türkçenin ne eski bir
dil oldugunun göstergesidir. Bu dil en derin görüslü kavramlarin
tanimlanmasinda dahi rahatlikla kullanilabilmektedir. Türk dilinde tanimlanmis
bu eski kavramlar günümnüzde bile geçerlidir.
Denebilir ki arz üzerinde dogal olarak buldugumuz canli
ve cansiz her
sey hep "TANRI" nin (görünmeyen bir güc, O-MEN (AMEN)) ve O'nun bir
uzantisi olan GÜNEŞ'in (Gün Tanrinin) yarattigidir. Bunun yaninda,
arz üzerinde insan yapiti olarak görülen hersey insan beyninindüsünüp yarattigi
ve gelistirdigi eserlerdir. Diger bir degimle, onlarin tümü insan oglunun
baslangiçtan beri, gerek çevresini gözetleyerek ve gerekse kendi beyin gücünü
kullanarak, gelistirmis oldugu bilgilerin hepsini içine alir. Bütün
bu bilgileri yaratan, onlari kullanilir bir sekilde yapan ve sistemler halinde gelistiren
insanin basidir. Bu haliyle "ER BAŞI" (ER TEPESI)
tanrilastirilmis fakat bu bilgi dolambacli tanimlamalarla çogu zaman gizli
tutulmustur.
***
ER USU'nun (bilginin) tanrilastirilmis sekli olan BILGAMEŞ'in oturdugu
Sümerlere ait olan URUK sehri gerçekte iki anlam tasiyor. Birisinde URUK
sehrinin kendisi ve ikincisinde de anlasilmasi çok zor ve ÖRÜK bir kent olan
insan basini, yani "örük bir kafa tasi içine sakli, göze görünmeyen fakat
her halimizi kontrol eden" insan "BEYNINI" (BEYINI) gizli bir
sekilde söylüyor. Bu eski Türk dünyasinin insan beynini tanimlamasi Sümerlerin
"URUK" sehir adi ile gizlenmistir.
***
Greklere maledilen ZEUS adi aslinda Türkçe SÖZ degiminin degistirilmis hali
olup o dahi insan basinda oturmaktadir. Zira, ZEUS "OLUMPOS"
(Olympus) diye adlandirilmis dagin tepesinde oturur. OLUMPOS
adi "O-L-POSUM"
seklinde yeniden dizilip Türkçe olarak okundugunda onun aslinin Türkçe "O
uLu BAŞUM", "O aL BAŞUM" ve/veya
"O aLa BAŞUM" sözü oldugunu görüyoruz. Bu
Türkçe sözler bir anlaminda üçlü Tanri kavraminda yer alan "Ulu Gök Ata
Tanriyi", "Al Gün Tanriyi" ve "Ala Ay Tanriyi"
tanimlarken diger anlaminda da "ER BAŞINI" tanimlamaktadir.
Böylece, ZEUS insan basinda oturan bir kavramdir. ZEUS "EZ-US"
seklinde "AZ (EŞSIZ) USu", "S-EUZ" seklinde "BIR
(EŞSIZ) AGUZu", SUZ-E seklinde "SÖZü", SEZ-U seklinde
"SESi" temsil ettiginden ve bunlarin hepsi de insanin basinda
oldugundan "ZEUS" de yine bir yüce dag olan insan tepesinde yasamaktaydi
ve halen de orada yasamakta olup temel tanimlanmasi Türkçedir.
ZEUS ayni zamanda bir firtina Tanrisi idi ki bu da onun gerek havada bulut
halinde ve gerekse dag basinda KAR (BUZ) halinde olan SUyu temsil eder ki bu
anlaminda dahi yükseklerde oturan bir kavramdir.
***
Romanlarin ZEUS'e esdeger olan ilahi IUPITER (JUPITER) idi. IUPITER
harf-be-harf "U-ER-TIPI"
seklinde dizilip Türkçe olarak okundugunda onun da "ER TEPESI" yani
"INSAN BAŞI" oldugunu görüyoruz. ZEUS gibi IUPITER
(JUPITER) de bir "Firtina" yahut "Yel" tanrisi olarak ta
bilinir di ki bu haliyle de IUPITER "U-TIPI-ER"
seklinde Türkçe "O-TIPI-ER"
(O TIPI HAN) deyiminden baska bir sey degildir. Böylece Türkçe TEPE ve
TIPI sözcükleri birbirine benzediginden kelime oyunlari ile kavramlar
gizlenmistir.
***
"ER -USU" nun bir baska sekli de yine Greklere maledilen, fakat
aslinda soyu sopu yine Türkçe olan, "HRAKLEOUS" (HERCULES)
adidir. HRAKLEOUS
adi harf-be-harf "ER-AKLO-US-H" seklinde dizilip Türkçe
olarak okundugun da onun da aslinin Türkçe "ER AKLI, US" deyiminden yapilmis
oldugunu görüyoruz ki o da BILGININ insanlastirilmis seklidir ve yine insan
basinda bulunmaktadir. HRAKLEOUS efsanevi bir
kahraman olup en zor ödevlerin ve en "yapilamaz" tasarilarin bile
üstesinden gelen bir kahramandir. Her zorlukta basari gösteren bu
kahraman dahi her haliyle soyu sopu Türkçe olan, er basinda (er tepesinde)
yasayan "AKIL" (US) yani BILGI nin insanlastirilmis ve
efsanelestirilmis seklidir.
***
Etrusk ve Türk dilinde bu kavram baska bir degisle yine karsimiza
çikmaktadir. Türkçede halk arasinda "KEL OGLAN" diye bilinen bu
efsanevi kahraman Etrusk dilinde "KELQVN" seklinde bir Etrusk
aynasinin arkasina islenmistir. Bu çok zeki ve ayni zamanda güldüren halleriyle
dillere destan olmus efsanevi Tur/Türk/Oguz kahramaninin anasinin adi da yine
ayni Etrusk aynasinda MUNTUK (MANTUK) olarak gösterilmistir. [GIUSEPPE
FOSCARINI, "a Lingua degli Etruschi", Universita Degli Studi Du
Firenze, 1979, Vol. I, ön kapak ve sayfa 31].
Etrusk aynasinin arkasindaki KELQVN adi, bir halinde Türkçe "AKIL
OKUYAN" ve diger halinde de "KELOKLAN" olarak
okunabiliyor. Onun KELOGLAN" oldugu çizilis seklinden de bellidir.
"KELQVN" Etrüsk adinin yazilisindaki "V" harfi gerçekte V,
Y ve U harfleridir. "Q" harfi Türkçe "OK" ve onun
dairevi hedefinden yapilmis bir harftir. Bu takdirde adin
"aKELoQUaN" yani "AKIL OKUYAN" seklinde okunmasi da
dogrudur çünkü yanindaki kadinin adi MUNTUK (MANTUK) olarak
veriliyor. Bilindigi üzere AKIL ve MANTIK biribiriyle çok yakindan ilgili
ve içiçedir. Dolayisiyle, bir efsane olarak temsil edilen AKIL'in (US'un)
anasinin adinin MANTIK (MUNTUK) olmasi dogal ve mantiklidir.
Diger taraftan, "V" harfinin sol kanadi biraz küçük alindiginda harf
Etrüskçe "L" harfine dönüsebiliyor. Bu takdir de "KELQVN"
Türkçe "KELoKLaN" olabiliyor. Böylece bu Etrüsk yazisinda hem
"KELOGLAN" ve hem de "AKIL OKUYAN" Türkçe deyimleri usta
bir sekilde islenmistir.
Bilindigi üzere KELOGLAN masallarinda hep, "Bir varmis bir yokmus bir
KELOGLAN ve bir de ANASI varmis" seklinde dinlerdik onunla ilgili
masallari. Bu Etrüsk aynasinda KELOGLAN'a eslik eden kadinin adinin MUNTUK
(MANTUK) olusu KELOGLANA bambaska bir anlam daha kazandiriyor. Zira anasi
MANTIK (MUNTUK) olan ve BILGI OKUYAN yine insan BAŞI ve insan
AKLIDIR. Böylece
bu Etrusk aynasinda bizim Keloglan karsimiza "AKIL OKUYAN" olarakta
çikiyor ki bu haliyle KELOGLAN insan BAŞININ, AKLININ,
BILGISININ ve de BILGI OKUMASININ insanlandirilmis ve efsanelestirilmis
halidir. Böylece soyu sopu yine Türkçedir. (Ayri bir yazimda bu Etrüsk
aynasindaki görüntüyü de verebilecegimi umuyorum.)
Türkçede yaygin bir sekilde kullanilan MANTIK (MANTUK) sözü, sanki bu sözcügün
yapimindaTürkçenin hiç bir katkisi yokmus gibi, hep Arapcaya mal
edilir ve böylece Türkler yine dilsiz ve kültürsüz, baskalari da kültürlü,
dilli ve bilgili olarak tanitilir. Bu Etrüsk aynasindaki yazilarin
verdigi bilginin isiginda: MANTIK sözcügünün "Arapca" oldugu iddiasi
iyice süphe altina giriyor. Konusunu ettigim Etrusk
aynasi ve arkasina yazili iki ad, zamanimizdan en
az 2500
sene önce, simdilerde "Italia" diye bilinen cografyadaki
Tur/Türk/Oguz grubu tarafindan islenmistir.
Bu efsanenin baska bir sekli de yine ayni kaynagin 33. sayfasinda bir baska
Etrüsk aynasinda verilmistir. Bu aynadaki yazida, erkegin (Keloglan'in)
adi "HERAKELI" yani Türkçe "ERAKILI" ve kadinin
(anasinin) adi da "MLAKUK" olarak veriliyor ki bu ad tersinden
"KU-KALM" seklinde okundugunda Türkçe "KÖY-AKILIYAM"
seklinde okunuyor. KELOGLAN Türk kültüründe efsanevi bir
halk kahramani
olup, onun
adina söylenmis masallar, çocuklugumda köylerde, gece
toplantilarinda en çok söylenen masallardandi.
***
Tarihte genis bir Asya cografyasinda, insanliga sekil veren baska bir addan
daha bahsetmek istiyorum. Bu ad GUATAMA BUDDHA seklinde Hindistana ait
bir Dinin kurucusu olarak bilinir. Çok kisa olarak, Wikipedia kaynakli su
bilgiyi sizlerle paylasmak isterim. http://en.wikipedia.org/wiki/Buddha
·
Gautama Buddha,
founder of Buddhism, clan name Gautama (Sanskrit; Pali: Gotama), personal name
said to be Siddhārtha (Sanskrit; Pali: Siddhattha), epithet
Śākyamuni (Sanskrit; Pali: Sakyamuni)
·
Buddhahood, which applies
to any enlightened individual
·
Buddharupa, a statue or
other representation of a Buddha
·
BUDDHA adi "DPADH-U" yahut "DAPDH-U"
seklinde yeniden dizilip Türkçe olarak okundugunda adin Türkçe
""DEPEDI O" (TEPEDI O, BAŞTI O) oldugu ortaya
çikiyor. Yani BUDDHA aslinda "INSAN BAŞININ" efsanelestirilmis
halidir ve Türkçe "TEPEDI O" sözünün karistirilip yeniden
dizilmesinde olusmus bir addir. SANSKRITÇE diye tanitilan bu ad, bu yeni
açiklamamim isiginda Türkçe kaynakli oldugu asikardir. Yukarida Wikipedia'dan
verdigim kaynagin ikinci bendinde "BUDDHAOOD" adinin bilgi ile aydinlanmis
kisilere verilen bir ad oldugu da bildirilmektedir. Baska bir degimle
BUDDHA insan BAŞIDIR, insan BILGISIDIR ve BILMENIN insanlandirilmis bir
seklidir. Görüldügü gibi bu adin kaynagi olan Türkçe ifade de yine
Türkçeden kaçirilmis, baska bir kilifa sokulmus ve dünyaya baska bir ad altinda
tanitilmistir.
Simdi "clan" adi olarak verilen GAUTAMA yahut GOTAMA adina da
bakalim. Bu ad dahi, "GAU-ATAM", yahut ikinci halinden
"GO-ATAM" seklinde dizilip Türkçe olarak okundugunda adin aslinin
Türkçe "GÖY ATAM" (GÖK ATA TANRI) deyiminden baska bir sey degildir.
Bu da benim simdiye kadar Türkçe Gök Tanri kavrami ile yazdiklarimi dogruluyan
bir baska belgedir.Görüldügü gibi bu adin da hem dil kaynagi Türkçedir hem de
temsil ettigi kavram eski Turan dünyasinin medeniyetidir.
Sanskritçe kaynak sözlük, http://dsal.uchicago.edu/dictionaries/macdonell/
den aldigim ve asagida kirmizi ile isaretledigim bilgi de bilhassa üzerinde
durulmaya deger.
"buddha (p. 193) [
bud-dha ] pp. (&root;budh) awakened, fully awake; expanded (flower);
enlightened, wise; known, observed; m. enlightened
person who
is qualified by good works and knowledge of the truth for Nirvâna and reveals
the true doctrine of salvation to the world before his decease (B.); the
historical Buddha, named
Sâkya-muni Gautama, the founder of the Buddhist religion, who was
born in Magadha and died about 477 b.
c. ; -gayâ, f. Buddha's
Gayâ, the Buddhistic name
of the town of Gayâ
(so called because Buddha obtained true knowledge there);"
Bu bilgiye göre BUDDHA bilgisini "GAYA" adli bir
yerde ögrenmis. Bu çok ilginç çünkü "GAYA" adi Türkçe
"KAYA" sözüdür ve bu ad eski Türk dünyasinda gerek Buddha'nin ve
gerekse herkesin üzerinde dogup, büyüyüp, yasaip ve öldügü "YER"
(ARZ) küresine verilen bir addir. GAYA (Arz, Yer), uzayda diger
gezegenler gibi dolasan büyük bir "KAYA" parçasidir.
Görüldügü gibi kendisine "GÖY ATAM" (Gök Tanri) diyen, yine kendisini
insan "TEPESI" diye tanimlayan bu efsanevi kisi BUDDHA'nin
bilgisini "GAYA" adli uzay köyü yani "dünyadan" almis
olmasindan daha dogal bir sey de olamaz. Ilginçtir ki bu uzay gemisine verilmis
ilk adlardan birisi Türkçe "GAYA" oluyor.
BUDDHA adiyla ilgili su "Sanskritce" "BUDDHI" sözünün
asagida Ingilizce olarak verdigim anlami da hem "BUDDHI" ve hem de
"BUDDHA" sözcüklerinin aslinin Türkçe "TEPEDI" sözü
oldugunun ayrica isbatidir. Zira BUDDHI tanimlamasinda verilen kavramlarin
hepsi insan tepesinde olmaktadir.
Kaynak sözlük: http://dsal.uchicago.edu/dictionaries/macdonell/
"buddhi (p. 193) [
bud-dhi ] f. intelligence, understand ing, reason, intellect, mind;
discernment, judgment; presence of mind, ready wit; perception; comprehension;
opinion, view; belief, conviction; supposition; thought, about (lc.); feelings
of (--°ree;, e.g. pity); correct or reasonable
view; reflectionor meditation on (lc.); intention, purpose (in. with
a view to, from, through: --°ree;); --°ree;, impression, belief,
notion (of, e.g.
a wall=that something is a wall): in. under the impression, in the
belief of (e.g. a tiger=that it was a tiger; obtain ment=that something has
been obtained); -m kri, make up one'smind, form a resolu
tion, to (inf.,
lc., or prati with
ac. of vbl. n. ); -m pra-kri, set a purpose before one,
make up one's mind,
decide."
BUDDHA diniyle ilgili bir hususa daha dikkatleri çekmek isterim. Bütün BUDDHA
tapinaklari çok özel islenmis birer "TEPE" biçimindedirler. Gök
kubbe içinden görülen bir tepedir. Eski dünya piramitleri, zigurratlari,
kubbeli camiler, kubbeli kiliseler ve pek çok diger tapinaklar da hep çesitli
sekilde birer TEPEdir.
***
Bu kaynak tanimlamalardan anlasilan sudur ki
"SANSKRIT" diye adlandirilan dil de, bütün diger
"Hint-Avrupa" dilleri gibi, Türkçeden yapilmis bir dildir.
Yine bütün bunlar, Türk dilinin ve o dil ile gelistirilmis medeniyetin ne kadar
eski oldugunu, pek çoklarinin ondan nimetlenmis oldugunu, kaçirip, degistirip
kendilerine medeniyet kaynagi yaptigini gösteriyor.
Yine görülüyor ki "Hint-Avrupa" ve Sami dünyasi eskiden beri eski
Turan medeniyetini el birligi ile yok etmenin ugrasisinda olmuslardir ve Türkçe
dili degistirmekle eski Turan Tur/Türk/Oguz dünyasini tarihten silmislerdir.
***
Böylece INSAN BAŞININ ve onun yarattigi BILGININ ne kadar önemli bir
kavram oldugunu, eski Turan dünyasinin "BILGIYE" ve onu yaratan
"ER BAŞINA" bir TANRI, AGA, BEY, PAŞA degeri verdiklerini
çok açik bir sekilde görebiliyoruz. Günümüzde okullara gidip bilgi ile
aydinlananlar, bilgiyle aydinlanmayanlara nazaraan, toplumlarda genellikle daha
üst durumdadirlar. Ne var ki insan basi kaypak bir yapiya da sahiptir.
Bazi baslar bilgisini insanlara hizmete kullanirken, bazilari da insanlari
sömürmek, kontrol etmek ve kendi maksatlarina kullanmak için çesitli hile
yollarini gelistirmekle ugrasmistir.
***
Bütün bu açiklamalari getirdikten sonra ben de sözlerimi Isaya
65/17 üzerine
getirecegim. Bu dinsel ifade diyor ki:
"CUNKU,
ISTE, BEN YENI GOKLER ILE YENI YER YARATMAKTAYIM; VE ONCEKI SEYLER ANILMAYACAK,
VE FIKRE GELMEYECEK. ANCAK YARATMAKTA OLDUGUMLA MESRUR OLACAKSINIZ! Isaya:
65/17",
Türkçelestirilmis bu ifadenin Ingilizcesi ve biraz daha fazlasi
su sekilde veriliyor:
"For here I am creating new heavens and new earth; and the former
things will not be called to mind, neither will they come up into the
heart. But exult, you people, and be joyful forever in what I am
creating. For here I am creating Jerusalem a cause for joyfulness and her
people a cause for exultation." ISAIAH, 65:17 and 18.
Bu deyim aslinda gerçeyi pek söylemeyen efsanevi bir ifadedir. Bunu yazan kisi
ne yeni gökler ve ne de yeni yer yaratmaktaydi. Bu ifadenin yazilisinda,
yazar onu YEHOVA'nin agzindan çikmiscasina konusmaktadir. YEHOVA'nin kimligini,
Türkçe "AY" ve "HAVA" sözlerinden yapilmis bir sözcük
oldunu bildigimizde, bu sözleri YEHOVA nin söylemedigi
fakat onun adina bir insanoglunun söylemis oldugunu anlamak zor degildir.
Bilhassa YEHOVA dinine inananlarin gizlice AY (KARA AY, IS-AI) ve HAVA (YEL,
FIRTINA, ESER, ESME) kavramlarina Tanri olarak inandiklarini bilince kavramin
kimligi daha da açiklik kazaniyor. ISAIAH adi da aslinda Türkçe "IS
AI AHA" deyiminin yani "KARA AY AGA" ifadesinin degistirilmis,
ilahlastirilmis ve gizlenmis seklidir. "KARA AY" (IS AY) içinde
bulundugumuz ayin (zaman) son birkaç günü ile yeni ayin (zaman) basladigi ilk
bir kaç günlük zaman içinde gercek Ay'in gözle görünmeyen halidir. Bu süre
içinde "AY" kendi gölgesine büründügünden gözle görünmez.
Günesin tutulmasi da bu zamanlarda olur.
Bilindigi üzere, Türkçe "IS" sözcügü "kara"
anlamlidir, AY (AI) aya verilen ad ve AGA sözü de Bey, Han, Tanri gibi ulu
kisilikleri tanimlayan bir rütbedir. HAVA insanlarin arz (yer) üzerinde
yasayabilmeleri için olmazsa-olmaz olan bir Tanri hediyesidir. Günes isisi
sayesinde yaratilan hava cereyanlarihavada "YEL" (ESME)
yaratir. Iste bu YEHOVA dinine inananlar en basta "KARA" ya ve
onunla birlikte "YEL" e tanri olarak inanmislar. KARA giysileri
de bunun simgesidir.
Sümerler zamaninda Babilon papazlarinin Sümerlerin gerek ilahlarini ve gerekse
dillerini çalmis olduklari bilinen bir gerçektir. Örnegin onlarin taptigi
Tanri ENLIL Türkçe "HAN YEL", olasilikla o bölgede sik sik görünen
kum firtinasi olup, YEHOVA' nin heybetli bir görünüsüdür. Havada kara bulutlar
toplanip firtina baslayinca gök kararir ve günes görünmez olur.
Bu dinin basta gelen özelligi eski Turan dünyasinin "Günes dinine karsi
olan, onun aydinligina, dogruluguna zid olan" gizli bir din
olusudur. Musevilik ve Isevilik Turan dünyasinin Günes dinine ait
kavramlardan hem yararlanmis ve hem de Günes dinini devamli kötüleyerek ona
inanan insanlarin aklindaki ve kalbindeki yerini çürütmüs ve öldürmüstür.
Iste yukarida sözü edilen ISAIAH 65:17-18 ifadesinde hatirlanmamasi
istenilen, eski Turan dünyasina ait ve olasilikla onbinlerce sene insanliga bir
"ALTIN" devri yasatarak hizmet etmis GÖK ATA TANRI, GÜN TANRI ve AY
TANRI üçlü dini ve onun düyaya verdigi dinsel ve toplumsal kavramlardir. Yoksa
kimsenin yeni gökler ve yer yarattigi yok. Zaten kendisi de eskiden bilinenleri
unut seklinde söylüyor.
Yukarida gerek YEHOVA ve gerekse ISAIAH adina halka söz eden kisi
veya kisiler, aslinda bu ifadeyi yazan birkaç din papazi toplumu olmalidir. Bu
papaz veya papazlar grubunun yarattigi yeni gökler ve yer, eski Türk dünyasinin
kendine özel sözleri ile tanimladigi kavramlarin, dünya çapinda konusulan tek
dilden kaçirilip. kirilip. yeniden yapilandirilmis sözcüklerle yeniden
tanimlamasi olmalidir. Böylece, dünyada tek dil olarak konusulan bir
dilin karistirilarak ondan pek çok yeni dillerin yaratilmasi, (GENESIS 11
denildigi gibi), o tek bir dil konusan toplumlarin aralarinda bölünmesini,
birbirini analamaz hale gelmesini ve birbirine düsmanca karsi
olmasinisaglamak için gelistirilmis bir oyundur. Isaiah 65/17 nin yarattigi
"yeni gökler ver yer dini" bu isi çok etken bir sekilde basarmistir.
Ayrica, JERUSALEM (KUD'S , KUDÜS) sehrini yapanlar da, Ancyclopaedia
Britannica'nin bildirdigine göre, eski Misira, yani
Tur/Türk/Oguz dünyasinin en uzun ömürlü bir Turan devleti olan Masar'a,
150-200 yil kadar hükmeden HYKSOS veya "Çoban Kirallar" adli, dogudan
gelen bir grup yapmistir, [Ancyclopaedia Britannica, 1963, Vol. 12, p.
9]. HYKSOSlar ayni
zamanda AVARIS adli sehiri de yapmislardir. Bu ad onlarin AVAR Türkleri
olduklarinin kanitidir. Ayrica HYKSOS adi da bu grubun OGUZ (OKUS)
boylarindan oldugunun isaretidir. Zaten kendilerine "Çoban
Kirallar" denmesi de kendilerinin bol miktarda kocabas ve küçükbas hayvan
sürüleri yetistirmelerinden kaynaklansa gerek. Bence, Türk Tarihinde Ak
Koyunlular ve Kara Koyunlular diye bilinen Türklerin kökü de bu HYKSOS"
denen OGUZ boylarina dayansa gerek.
Ayrica, HYKSOSlarin yaz aylarinda AVARIS te kaldiklari bildirilmektedir ki bu
"yazlik", "kislik" kavrami yine Türklere ait bir kavramdir.
(Asagida Wikipedia'dan aldigim nota bak).
Diger taraftan Jerusalem'in diger adi olan KUDUS adi ise
Türkçe "KUT US" (KUTSAL US) anlamini tasidigi gibi, bu adin
"UD-KUS" sekli, Türkçe "OD GÖZ" (OD KÖZ) adi ile,
"GÜNEŞI" ve "UKUS-D" sekli de OGUZ adina isaret
etmektedir. Böylece, bir kutsal kent olarak bilinen bu
çok eski kentin yine GÜNEŞ adina ve insan
BAŞI ve BILGISI namina yapilmis bir kent oldugu bellidir ve esmecilerle
ilgisi yoktur.
***
Not: HYKSOS, http://en.wikipedia.org/wiki/Hyksos#Hyksos_rule_in_Egypt
"The Hyksos
kingdom was centered in the eastern Nile Delta and Middle Egypt and
was limited in size, never extending south into Upper Egypt, which was
under control by Theban-based rulers.
Hyksos relations with the south seem to have been mainly of a commercial
nature, although Theban princes appear to have recognized the Hyksos rulers and
may possibly have provided them with tribute for a period. The Hyksos
Fifteenth Dynasty rulers established their capital and seat of government at Memphis and
their summer residence at Avaris.
The known rulers
for the Hyksos 15th dynasty are:
|
Name |
Dates |
|
Named as an early Hyksos king on a door
jamb found atAvaris. |
|
|
c. 1620 BC |
|
Ben bu adlarin sira
ile, Türkçe ŞAKIR HAN (Sakir-Har), GÖYHAN (Khyan), APABAŞ (Apophis)
ve "KHAMIDO (Khamudi) yani "HAMID" adlari oldugunu görüyorum.
Selam ve sevgi ile,
Polat Kaya
04/07/2008
Kamil KARTAL wrote:
Bilmek
Insan bilmedigi seyleri bilebilecegine inanmis, ardinda yatan nedenleri ve doguracagi sonuclari bulmak icin olaylari, olgulari incelemis, yorumlamistir. Kendisini ve sonra, algilar butununun ordugu koca bir evreni bilmek istemistir.
Bilgi aklin gidasidir. Aklin bilgiye ve bilginin de akla karsilikli bagimli olduklari dogrudur. Zira, akilsiz bir bilgi yoktur ve tersi. Insan, bilmediginin uzerine gidip, onu bilebilene dek vazgecmez. Tum arzu ve istekleri bir yana, en basta hayatta kalabilmek icin bilmesi gerektigini bilir. Bilmemenin dogal sonuclarindan biridir yok olmak. Bilmek eylemi ve surecleri, ayrica, dinlemeye doyamadigimiz bir turkude veya sicaklarda kana kana icmenin tadina varamadimiz buz gibi bir limonatada oldugu gibi, insan akli icin bir zevktir de. Bilerek var olmak ve bunu zevk alarak surdurmek.
Bilen, bilme eylemi ve bilgi uclusu basit bir tanimla, evrenin sonsuz bir hizla dondugu ana yorungedir. Ne bilen, ne bilme eylemi ve ne de bilgi biter. Duygulara, dusuncelere, zamana veya uzaya dair somut ya da soyut hersey bilgidir.
Bilen ile bilgi arasindaki butun surec ve parcalarin en belirgin ve ortak olan bir ozelligi ise, hepsinin bir adinin olmasidir. Bilenin bir adi vardir, bilgiye ulasan yolun, yontemin de birer adlari vardir ve sonunda bilginin kendisinin de bir adi vardir. Adlar tanimlayicidir ve bilenin ilk bildiginden sonra gelen diger tum bildiklerini birbirinden ve henuz bilmediklerinden ayrid edebilmesini saglar. Adlar bircok etkene gore degisebilir, gelisebilir, cesitlilik ve baskaliklar gosterebilir ama bir ada sahip olma ozelligi tum seylerin ortak yanidir. Tam olarak ne oldugu, nasil, nerede, ne amacla ve ne zaman meydana geldigi veya sona erecegi bilinmese bile, herseyin en az bir adi vardir.
Ad verme olgusu bilme eylemi ile iliskilidir ancak bu iliski ikincil derecededir. Zira, bilme eyleminin bir sonucu degildir ad verme. Ad verme, algilamayla olusan kisitli da olsa temel bir durumdur ve daha sonra bilme eylemiyle birlikte sekillenir. Ad verme, algilama ile baslayan surecin bilme ile sonuclanabilmesi icin gereklilik oldugu gibi, bilebilmenin de guvencesidir.
Insan var olmak icin bilmelidir. O halde insan bilmek icin ad vermelidir.
Bu temel tanimlar isiginda, bilmek gibi, bilmemek de, o veya bu nedenle bilememek de ve onun ya da bunun bilmesine cesitli araclarla engel olmak da, onbinlerce yillik insan tarihinin belki de basindan beri vardir.
Bireyin bilmesine engel olmak cok etkili bir savas yontemidir. Bilgi bilinmek icin var ve hazir durumdayken, bilenin buna ulasma yollari kesilir veya tersi mantikla dallanip budaklanabilir, kaosa suruklenir, bilgi ya hic erisilemez bir konuma getirilir yahut buyuk zorluklar sonucu nihayet erisilebilse de varilan noktada karman corman bir enkaza donusturulebilir.
Bizler, verilen ilk adi ariyoruz. Kok adi. Ve su haliyle, kimsenin elinde herkesce kabul edilmis ortak bir bilgi bulumuyor. Hangi konuda? Daha acik soyleyisle, "Bugunku cesitliligiyle dunyamizdaki diller tek bir kaynaktan mi cikarak baskalasmis, cesitlenmistir, yoksa farkli ve uzak bolgelerde ama yakin veya ayni zaman dilimleri icinde birbirlerinden bagimsiz olarak mi ortaya cikip gelismislerdir?" konusunda.
Dili Aramak, Tanriyi aramaktir
Dil ve Tanri, dusunce tarihi boyunca ozdes kabul edilmislerdir. Bu bakimdan, henuz mutlak bir bilgiyle bilememekte oldugumuz mesele, cok derin ve hassas bir icerige sahiptir.
Insanin uzak gecmisinde tek ve ortak bir goksel inanc sistemi olduguna dair güclü, hatta mutlak bir bilgiye sahibiz. O bilgi, zamana meydan okuyan piramitlerdir. Cin'deki beyazlar, Sumer'deki zigguratlar, Misir'daki Gunesler, Maya'daki Gunesler ve Aylar ve okyanuslarin derinliklerine gomulmesine ragmen 15 bin yildan beri hala ayakta duran digerleri.
Bunu, tevhid oncesinde hukum suren bir Gunes - Ay - Yildiz tapinimi oldugunu, tevhidin kendisi de hem de her firsatta yuzlerce kez buna deginerek dogrular. Tevhid de kendi isleyisinde Dil ile Tanriyi ozdeslestirmekten geri kalmamis ve mantik zincirini bozmayan acik beyanlara yer vermistir.
Tevhid, butun insanlarin Gunes-Ay-Yildiz tapiniminda oldugunu ve onbinlerce yil hukum suren bu cagda, tek ortak bir dilin konusuldugunu da vurguyla belirtmektedir. Bu bilimsel midir, degil midir tartismasina girmek gerekmez zira, onermenin akla uygunlugu yeterlidir.
Dil ile Dusunce ozdestir. O halde, belki de onbinlerce yil oteden gelip hala dimdik ayakta duran ve hepimizin gozlerine bakan boylesi gelismis goksel bir inanc yapisinin varligi, sadece ortak bir dus, dusunus ve deger duzeninin ifadesi degil, ayni zamanda tek ve ortak bir Dil'in de acik kanitidir.
Uyanmak, ayaga kalkmak anlamindaki Kiyamet sozcugu ve ona yuklenmis mitolojik anlam, hic kusku yok ki, Araplar veya Eski Grekler henuz hic var olmadan onbinlerce yil once ve suphesiz cok daha zengin bir mitolojiyle hayat bulmustu. Gunumuzde "bilebildigimiz" mitolojiler, kendilerine kaynaklik etmis kadim bilginin ancak kirintilari olmalidir.
Diger yandan, Turkcede Kiyamet kavramini gosteren bir sozcuk olmadigini soylemek ve Turkceyi kucumsemek bircok yonuyle hatadir. Sadece mantiksal acidan bakildiginda, Tarih-i Turk (Turkish Era) kavrami bile, Kiyamet'i gosteren bir degil belki yuzlerce soz ve deyisin Turkcede olmasi gerektiginin baslica kanitlarindan biri degil midir? O halde, nereye kayboldu bu sozler, bu deyisler?
Kiyamet, insanlik macerasinin buyuk bir yok olusla son bulmasi ise, zamani hem de evrensel boyutta olcebilen Turklerin Kiyameti hesabedememsini akliniz alabiliyor mu?
Peki ya, boyle dipsiz bir "zaman bilgisi"ne ve zamana meydan okuyan anitlar insa edebilme yetenegine ragmen, biz Turkler, neden Araplarin Kiyametini ithal etmis veya etmek zorunda kalmis olabiliriz?
Belki de yalnizca bunun uzerine dusunmek bile, bircok diger ithal kavram ve onlari gosteren sozcuklerin Turkcemize girmesinin altinda yatan bos bulunuslarimizi, dusuncesizliklerimizi, dikkatsizliklerimizi, bildiklerimizi unutmalarimizi ve bilgiye yeniden ulasamayisimizi aciklayabilir.
Super ailelerin kendiliginden ve bagimsiz dogup gelistigi fikri, bilmek icin atilan sade bir adim olabilecegi gibi, bilgi ile bileni birbirinden koparmak icin ustaca yazilmis ve sahnelenmis bir oyun da olabilir.
Ancak, uzerinde dikkatle dusunulmelidir ki, Dili aramak, aslinda Tanriyi aramaktir.
Polat Kaya'nin soyledikleri her yonuyle ve cok acikca tutarlidir. Bir kusur bulmak da cok zordur. Zira, sadece bir olasilik kabilinden bile dikkate alinsa, onun penceresinden bakildiginda zaten Arapca fabrikasyon, uydurma bir dildir, temelinde Turkce yatmaktadir. Bu nedenle, Polat Kaya'yi mantiksal acidan curutmek ne Arapca'dan ne baska bir dilden yola cikarak mumkundur. Eger var ise, bir yanlisini bulabilmek icin tek care onu Turkce, Turkcede, Turkceden, Turkceyle aramaktir.
Her ne kadar bir cogumuz daha henuz Dili bulmadan Tanriyi buldugunu dusunse ve yanitini o inandigi Tanrisindan ve ogretisinden verse de, algilayan, ad veren, dusunen ve bilen bir akil icin Polat Kaya'nin yazdiklarini dikkate almamak mumkun degildir. Cunku, Polat Kaya, aklin seyir defterinden artik tumuyle silinmis olan bir isik ve aydinlik bilgisini tarif etmektedir.
CUNKU, ISTE, BEN YENI GOKLER ILE YENI YER YARATMAKTAYIM; VE ONCEKI SEYLER ANILMAYACAK, VE FIKRE GELMEYECEK. ANCAK YARATMAKTA OLDUGUMLA MESRUR OLACAKSINIZ! Isaya: 65/17
Kamil Kartal
27.06.2008
--- In bcn_2004@yahoogroups.com, "Turhan Tisinli" <tisinli@...> wrote:
>
>
> Reformatted .....
>
>
> Sayın Polat Kaya bey
>
> Will you at least give those non-Turk linguist-priests generous credit for inventing the "concept" of "world�consuming holocaust", let alone concocting the term "apocalypse" to name it. I said non-Turk linguist-priests, because if they had been Turks they would have created one (both the concept and it name) for Turkish too: To the best of my knowledge, the concept of apocalypse and its name, "kiyamet", in Turkish are "loan"s from Arabic, even if you claim that Arabic was manufactured from Turkish, which you do. This is because Turkish does not produce new words by anagrammatizing, therefore, for example "allegory" or "kiyamet" cannot be considered Turkish words.
>
> It has been many thousands of years since "apocalypse" came to be, and inspite of this Turkish still doesn't have a term for apocalypse of its own ("kapı" and " aç" are simple words no language lacks). As a matter of fact, from the data you have been presenting about this "Turkish" and for so long, there is not even one single word that tells me that these Turks' language contained any sophisticated (cultural, philosophical, scientific) words of the caliber of "apocalypse", "eschatology", "allegory", etc.
>
> If these priests where Turks, where is what they created for Turkish, if they were non-Turks, how did they get so smart knowing that they had no language of their own.?! Gurus of "Turkoliji" and "Turkiyat" in Turkish Universities are afraid to invent, never mind inventing, using an existing Turkic word that has been dropped from usage in favor of a "beloved" foreign word, like that of "uçmak" (heaven) instead of Arabic "cennet" (garden, paradise); afraid of being ridiculed by the centuries long linguistically challenged public who loves to use anything invented abroad, even if it is the term "mouse", or "Bakara" (cow). If the foreign word is not used why not translate it using an established loan like that of Arabic "fare" (mouse)!. Poor sıçan! (Is there any other language on the whole Earth that has borrowed the word for mouse from another language other than Turkish?! What a shame for allegedly mother-of-all-languages Turkish!!)
>
> Esenlikler
>
> Turhan Tisinli
>
>
> ----- Original Message -----
> From: "Polat Kaya" tntr@...
> To: bcn_2004@yahoogroups.com; historical_linguistics_2@yahoogroups.com; Polat_Kaya@yahoogroups.com
> Sent: Wednesday, June 18, 2008 11:03 PM
> Subject: [bcn2004] Words under the lens: "APOCALYPTIC", "ESCHATOLOGY", "SCATOLOGY", "ALLEGORIKOS" and "ALLEGORIKON"
>
>
> > Dear Friends,
> >
> >
> > In this posting, I will discuss the Indo-European (IE) words "
> > APOCALYPTIC", "ESCHATOLOGY", "SCATOLOGY", "ALLEGORIKOS" and
> > "ALLEGORIKON". We have the following definitions for the first three:
> >
> > From http://www.answers.com/topic/apocalyptic
> >
> > Literary Dictionary:
> > <http://www.answers.com/library/Literary%20Dictionary-cid-3723> apocalyptic
> >
> > "apocalyptic, revealing the secrets of the future through prophecy; or
> > having the character of an apocalypse or world�consuming holocaust.
> > Apocalyptic writing is usually concerned with the coming end of the
> > world, seen in terms of a visionary scheme of history, as in Yeats's
> > poem ‘The Second Coming’. See also eschatology
> > <http://www.answers.com/topic/eschatology>."
> >
> > Literary Dictionary:
> > <http://www.answers.com/library/Literary%20Dictionary-cid-2223778>
> > eschatology
> >
> > "eschatology , the theological study or artistic representation of the
> > end of the world. Eschatological writing is found chiefly in religious
> > allegories <http://www.answers.com/topic/allegory>, but also in some
> > science fiction <http://www.answers.com/topic/science-fiction>. The term
> > should not be confused with scatology
> > <http://www.answers.com/topic/scatology>, which is the scientific or
> > humorous consideration of excrement." See also anagogical
> > <http://www.answers.com/topic/anagoge>, apocalyptic
> > <http://www.answers.com/topic/apocalyptic>.
> >
> > We also have the following background information from
> > http://en.wikipedia.org/wiki/Apocalyptic_literature#5_Ezra
> >
> > "Apocalyptic literature was a new genre of prophetical
> > <http://en.wikipedia.org/wiki/Prophecy> writing that developed in
> > post-Exilic Jewish <http://en.wikipedia.org/wiki/Judaism> culture and
> > was popular among millennialist
> > <http://en.wikipedia.org/wiki/Millennialism>Christians
> > <http://en.wikipedia.org/wiki/Christianity>.
> >
> > "Apocalypse <http://en.wikipedia.org/wiki/Apocalypse>" is from the Greek
> > <http://en.wikipedia.org/wiki/Greek_language> word for "revelation"
> > which means "an unveiling or unfolding of things not previously known
> > and which could not be known apart from the unveiling" (Goswiller 1987
> > p. 3). The poetry of the Book of Revelation
> > <http://en.wikipedia.org/wiki/Book_of_Revelation> that is traditionally
> > ascribed to John <http://en.wikipedia.org/wiki/John_of_Patmos> is well
> > known to many Christians who are otherwise unaware of the literary genre
> > it represents.
> >
> > The apocalyptic literature of Judaism and Christianity embraces a
> > considerable period, from the centuries following the exile down to the
> > close of the middle ages <http://en.wikipedia.org/wiki/Middle_ages>. In
> > the present survey we shall limit ourselves to the great formative
> > periods in this literature--in Judaism from 200 BCE to 100 CE, and in
> > Christianity from 50 to approximately 350 CE."
> >
> >
> > Well, those are quite technical sounding definitions with many tall-tale
> > embellishments related to Judaism, Christianity, Greek language, science
> > fiction, allegories, prophetical writing, etc.. I will deal only with
> > the linguistic makeup of these words and express my observations.
> >
> >
> > 1. APOCALYPTIC:
> >
> > When the word APOCALYPTIC is rearranged letter-by-letter as
> > "CAPO-ACILPTY" and read as in Turkish, we find that it is the Turkish
> > expression "KAPU AÇILIPTI" meaning "door has been opened". Evidently,
> > some linguist(s) took this Turkish expression and restructured it into
> > the concocted format of APOCALYPTIC which is now classified as
> > "Indo-European" (IE).
> >
> > It is a physical fact that when the door of an enclosed area is opened,
> > whatever was inside the closed chamber is revealed to the intruder - who
> > can then steal anything he wants. Particularly when the owner of the
> > enclosed area is in a deep sleep. This word APOCALYPTIC is the result of
> > such a usurpation from Turkish. The Greek language and the rest of the
> > other IE and Semitic languages have been made up in this fashion (i.e.,
> > linguistic plagiarism) from Turkish words and phrases. Thus we have a
> > whole set of re-engineered languages - presented as authentic languages.
> >
> > Turkish KAPU (KAPI) means "door", AÇ is the root of the verb "acmak"
> > meaning "to open", AÇIL is the root of the verb "açilmak" meaning "to be
> > opened", AÇILIP means "has been opened" and AÇILIPTI means "it has been
> > opened".
> >
> > According to the above citing from Wikipedia, the 700-year period
> > between 200 BCE and 350 CE is said to be the formative years
> > for Apocalyptic literature in Judaism and in Christianity. Could it be
> > that during these 'formative' years, mythologies (i.e., tall tales)
> > were being manufactured from sources in Turkish in order to cover up
> > what was being done? Probably during those years, Turkish language
> > words and expressions were systematically being converted into so-called
> > "scientific" terminology in Greek, Latin and/or other languages, just
> > like the words I am discussing now.
> >
> >
> > 2. ESCHATOLOGY:
> >
> > The definition is given as; "eschatology, the theological study or
> > artistic representation of the end of the world. Eschatological writing
> > is found chiefly in religious allegories
> > <http://www.answers.com/topic/allegory>, but also in some science
> > fiction <http://www.answers.com/topic/science-fiction>." Additionally,
> > in theology, "the doctrine of the last or final things, as death,
> > resurrection, immortality, judgment", [Webster's Collegiate Dictionary,
> > 1947, p. 340].
> >
> > In other words, "eschatology " is nothing but "fortune telling",
> > "soothsaying", or "witchcraft", that is, talking well-presented nonsense
> > designed to take advantage of other people. After all, neither
> > theological students nor science fiction writers know what will happen
> > in the future any more than anyone else. When they try to talk about
> > the end of the world or about the future, it is just pure guesswork.
> > The fact is that they con a lot of people with their stories.
> >
> > When the word ESCHATOLOGY is rearranged letter-by-letter as
> > "CAHTESYLOG-O" and read as in Turkish, we find that it is a distortion
> > of the Turkish expression "CATICULUG O" (CADICILIK O) meaning "it is
> > witchcraft". To talk about the life after death, resurrection, etc., is
> > very much is talking about the unknown. Hence, such talk is nothing
> > more than soothsaying. Again we have a complete correspondence and the
> > source of this word is Turkish.
> >
> > Turkish CADI means "witch", CADICILIK means "witchcraft".
> >
> >
> > 3. SCATOLOGY:
> >
> > In the definition of ESCHATOLOGY at the top of this paper, there is the
> > additional remark about the so-called IE word SCATOLOGY, and the author
> > says: "The term (Eschatology) should not be confused with scatology
> > <http://www.answers.com/topic/scatology>, which is the scientific or
> > humorous consideration of excrement."
> >
> > From http://www.answers.com/topic/scatology , the given definition
> > for SCATOLOGY is as follows
> >
> > 1. The study of fecal excrement, as in medicine, paleontology, or
> > biology.
> > 2.
> > 1. An obsession with excrement or excretory functions.
> > 2. The psychiatric study of such an obsession.
> > 3. Obscene language or literature, especially that dealing pruriently
> > or humorously with excrement and excretory functions.
> >
> >
> > When the word SCATOLOGY is rearranged letter-by-letter as "SYCTALOG-O"
> > and then read as in Turkish, we find that it is the Turkish expression
> > "SIÇTILUG O" ("SIÇ-TI-LIK O") meaning "it is excrement; it is excretory
> > functions". So this so-called IE 'scientific' term has also been
> > plagiarized from Turkish and linguistically disguised.
> >
> >
> > 4. ALLEGORIKOS:
> >
> > The Greek word ALLEGORIKOS means "allegorical", [Divry's Modern English
> > - Greek and Greek - English Desk Dictionary, New York, 1988, p. 406].
> >
> > Some online dictionaries define the word ALLEGORY in the following ways:
> >
> > Classical Literature Companion:
> > <http://www.answers.com/library/Classical%20Literature%20Companion-cid-2112>
> > allegory
> >
> > "Allegory in literature is the presentation of a subject under the guise
> > of another suggestively similar; ‘hidden meanings’."
> >
> > Columbia Encyclopedia:
> ><http://www.answers.com/library/Columbia%20Encyclopedia-cid-2112> allegory,
> >
> > "In literature, symbolic story that serves as a disguised representation
> > for meanings other than those indicated on the surface."
> >
> > Literary Dictionary:
> > <http://www.answers.com/library/Literary%20Dictionary-cid-2112> allegory
> >
> > "a story or visual image with a second distinct meaning partially hidden
> > behind its literal or visible meaning."
> > [Middle English allegorie, from Latin allÄ"goria, from Greek, from
> > allÄ"gorein, to interpret allegorically : allos, other + agoreuein, to
> > speak publicly (from agora, marketplace).]"
> >
> > First of all, the above given etymology is totally false and most
> > likely, is verbosity designed to deceive. To understand the real source
> > of the word ALLEGORY, we need to understand the make up of the Greek
> > word ALLEGORIKOS meaning "allegorical", [Divry, p. 406].
> >
> > The Greek word ALLEGORIKOS rearranged letter-by-letter as
> > "GORILLES-OKA", where one letter L has been alphabetically down-shifted
> > from the letter M by using the encryption trick of the so-called "Caesar
> > Encryption", http://en.wikipedia.org/wiki/Caesar_cipher , thus
> > resubstituting the M back in, the word becomes "GORILMES-OKA" which is
> > the Turkish expression "GÖRÜLMEZi OKU" meaning "read the invisible" or
> > "reading the invisible". In other words, in this concept, a message is
> > given in a hidden manner in another written message and the reader is
> > required to deduce the invisible message. This is exactly the definition
> > attributed to the word ALLEGORY. This decipherment proves that the
> > source of this Greek word is Turkish.
> >
> > Turkish OKU means "read", GÖRÜLMEZ means "that which is not seen", "that
> > which is invisible", and GÖRÜLMEZI means "the invisible".
> >
> > 5. ALLEGORIKON:
> >
> > There is another form of ALLEGORIKOS, namely ALLEGORIKON again meaning
> > "allegorical", [Divry's, p. 406]. Even this word ALLEGORIKON, when
> > rearranged letter-by-letter as "AGIL-LE-OKONR" (AKIL-LE-OGONR), we find
> > that it is the restructured form of the Turkish expression "AKIL ILE
> > OKUNUR" meaning "it is read with wisdom". Reading a message hidden
> > behind another written text is a mental deduction performed by
> > reasoning, hence it is done in the mind. This Turkish expression is also
> > another way of defining the concept of "allegory" or "allegorical".
> > Thus, this Greek word ALLEGORIKON also has its source in Turkish.
> >
> > Turkish AKIL means "mind, wisdom", ILE means "with", OKUNUR means "is
> > read".
> >
> >
> >
> > CONCLUSION:
> >
> > The probability of these scientific-sounding IE terms having such a
> > close correspondence with the Turkish phrases I noted above is almost
> > zero - unless they were made up by secretive 'wordlifters' that knew
> > Turkish very well and concocted these IE words from the words and
> > phrases of the monosyllabic and agglutinative language of Turkish.
> >
> > In this forum, I have revealed many examples of deciphered IE words that
> > were sourced from Turkish. With this paper, I can say confidently that
> > the above analyzed words, and probably most of the so-called "IE
> > scientific" terms, were first made up from Turkish words and phrases,
> > and then, restructured into a bastardized format that is classified as
> > "Indo-European". Classifying a concocted word format as part of a
> > language gives false legitimacy to the bastardized words.
> >
> > The term "scientific" implies truthfulness, that is, no stealing, no
> > lying and no cheating - yet these 'scientific-sounding' IE words that I
> > deciphered above point to stealing, lying and cheating. Words resulting
> > from such a devious effort are neither scientific nor science.
> >
> >
> > Best wishes to all,
> >
> > Polat Kaya
> >
> > 18/06/2008