Sayin Sinem TÜFEKCI hanim ve degerli arkadaslar,
Merhaba.
Etrüsklerle ilgili iletinizde dediniz ki:
"Çadır
geleneği ve mezar inancına sahip olmadıkları gibi Türklerle
aralarında sosyal ve kültürel hiçbir benzerlik, dolayısıyla da
onların Türk olduğunu gösterecek hiçbir bağ yoktur. "
Bu ifadenizle
yanilgi içinde oldugunuzu belirtmek isterim. Önce ifadenizdeki
"ÇADIR" kavramini anlayalim. Saniyorum ki ÇADIR sözünden kasdiniz Türklerin
YURT kavrami olsa gerek. Zira yurt ve çadir biri digerinin ayni olan
kavramlardir. ÇADIR daha kolay tasinabilen ve genellikle askeri birliklerce
kullanilan bir konak aracidir. YURT ise genellikle ÇADIR in çok daha büyügü
olup kuruldugu yerde daha uzun süre kalanidir ve halk tarafindan kullanilir.
Böylece, yukaridaki ifadenizde ki ÇADIR sözü ie YURT demek istediginizi
algiliyorum. Bu açiklamadan sonra, yukaridaki ifadenize katilmadigimi bildirmek
için biraz farkli bir yönden Etrüsklerle ilgili bildiklerimden bazilarini
sizlerle paylasmak istiyorum.
Dünyada en ünlü
"YURT" biçiminde olan bir yapit Roma sehrinde "Pagan"
tapinagi diye bilinen ve PANTHEON adi ile anilan Etrusk ve diger yerli
Tur/Türk/Oguz halkinin yaptiklari binadir ki bu bina Konyada ki KARATAY
MEDRESESI ile de aynidir, fakat ondan çok daha önce yapilmis bir binadir.
Lütfen bu konuda su yaziyi okumanizi öneririm, http://www.polatkaya.net/pantheon_yurt.htm .
Yazi Ingilizce olarak yazilmistir. Umarim bir sorun olmaz.
Türklerin YURT
dedikleri, ÇADIR gibi kurulup sökülebilen tek odali bir damdir. Benim
görüsümde, eski Türk dünyasinda, on bin seneyi askin bir devirde hep gök
tanriya inanmis bir ulus olarak, Türklerin YURT kavrami "Gök
Tanrinin" dami olan "gök damini" örnek alarak yapilmis "bir göz damdir". Bu damin
bir odasi, bir kapisi ve tepesinde de bir "bacasi" yani
"gözü" vardir. Baska bir deyimle bir "tepe göz"
damdir aynen "gök daminda oldugu gibi. Bu baca, gündüz gök-damini
bir bacadan giren isik gibi aydinlatan Günesi temsil ettigi gibi, geceleyin
gök-damini aydinlatan Ay'i da temsil eder. Iki halde de isik kaynagi günesin
kendisidir. Pantheon binasi da aynidir ve Türk dünyasinin Orta Asyada gelistirilmis
yurt kavramindan kaynaklanir. PANTHEON binasi da bir kapisi ve bir
bacasi olan "bir göz damdir". Ilginçtir Pantheon binasinin 26 ayak
çapinda (takriben 8 metre) olan bacasina Latincede "OCOLUS"
("The Eye") yani "GÖZ" demisler. Baska bir deyimle, "The
Demon's hole" yani "Seytan bacasi" anlaminda özel bir ad
veriliyor. Bu OCOLUS adi ise Türkçenin "ULU KÖZ" (ULU GÖZ)
ifadesinin yeniden yapilandirilarak Romanlandirilmis halidir. Türkçe "ULU
KÖZ" ve de "ULU GÖZ" basta günesi ve sonrada ayi tanimlar ki bu
iki kutsal gök varligi eski zamanda Gök Tanrinin "gözleri" olarak
bilinirdi. Eski Turan dünyasinda GÜNES ve AY Gök-Ata-Tanrinin KOR ve KÖR
gözleri idi.
Denebilir ki
Avrupanin pek çok kubbeli binalari, itiraf edilmemesine ragmen, hep bu temel
kavram üzerine yapilmistir ve onlarin çoguna örnek, sözde "Pagan"
olan Etrüsklerin bu binasidir. Yukarida ki yazimda, Pantheon kapisina yazilan
yazinin açiklamasina da lütfen bakiniz. Sifreli yazilmis o yazida çok ilginç
ifadeler göreceksiniz. Bu bilgilerin bilincinde, Etruskler "çadir gelenegine sahip olmadiklari" seklindeki ifadenizi dayanaksiz
buluyorum. Etrüskler özbe öz Türk idiler. Yakin zamanda yapilan DNA
arastirmalari dahi onlarin DNA izleri ile Türklerin DNA izlerinin birbiri ile
çakistigini göstermistir. Böylece Etrüsklerin Tur/Türk/Oguz olusundan süphe
edilemez. Fakat bunu Avrupalinin agzindan isitmek oldukca zordur.
"Mezar" kültürü konusuna gelince Etrüsklerin
muhtesem bir "mezar" kültürü vardir. Elbetteki yakin zamanin Türk
kültüründen farklidir. Fakat diger taraftan ölülerini kapali odalar
içine koymalari Selçuklularin "kümbetlerinden" daha farkli
sayilmaz. Hatta bazi mezar yapitlarinin dami bile yine kubbe biçiminde
olup YURT damini andirir, [bakiniz: http://goeurope.about.com/library/bl_orvieto_4.htm ].
Bu sitedeki Etrusk mezarlarinin damina bakarsaniz onlarin bir nevi Osmanlilarin
Topkapi sarayi damlarinda yapmis olduklari küçük kubbelerden veya cami
sistemlerinde kullandiklari küçük sira kubbelerden farksizdir. Bu benzeyis te
bir kültür ortakligidir. Etrüsklerin onbes binden fazla mezarinin içindeki
hazineler daha 19. asirda Avrupali mezar hirsizlari tarafindan soyulmus ve
müzelere satilarak paraya çevirilmistir. Mezarlara ölülere ait esyalarin
konulmasi çok eski bir Türk töresidir ki bunu Etrüsklerde de buluyoruz. Bu da
Etrüsklerle Türkler arasinda ortak olan ve de inkar edilemez bir kültür
bagidir.
Etrüskler ölülerini
hem yakarlardi ve hem de yeralti ve yer üstü odalarda sandukalara
yerlestirirlerdi. Yakilan ölünün külleri tastan ve/veya pisirilmis kilden
yapilmis kutulara (odaciklara) konurdu ki bu kutularin üzerine Etrüsk dilinde
"KEL KUTU" yahut "KEL KUTUȘU"
yazilidir. Yani bizim anlayacagimiz Türkçe dil ile, bu kutulara "KÜL
KUTU" veya "KÜL KUTUSU" deniyordu. Böylece, KÜL ve KUTU
sözleri hem Türkçeye ve hem de Etrüskceye ortak kelimeler oluyor. Etrüsk
mezarliklarinda bulunmus tas kutular üzerine Etruskce olarak yazili yazitlardan
okudugum bu "KEL KUTU" ve "KEL KUTUȘU"
Etruskce ve Türkçe sözcüklerini ilk defa sizlerle bu yazimda
paylasiyorum. "KÜL KUTUSU" için Italyanca "URNA"
(URNE) ve Ingilizce "URN" diyorlar. Etrüsk kül kutulari için mümkünse
su kaynak kitaba bakmanizi dilerim.
[Dr. Giuseppe
Foscarini, "La Lingua Etruschi ", Universita Degli Studi di Frenze,
1980, sayfa 282, Sayi 213, Perugia URNA, KUTU; sayfa 283 Sayi 214,
Perugia-URNA KUTU; sayfa 382 Sayi 271 (iki kül kutusu resmi)]
Hatta Etruskler
ölen kisi için LUP veya LUPU sözcügünü kullanirlardi ki bu Turkçenin "ÖLÜP" sözünden
baska bir sey degildir. Ilginçtir ki Avrupalilar onlarin dilinde de degisikler
yapmislar ve anlasilmaz hale getirmisler. Bu hali LUPU ile ÖLÜP sözlerini kiyasladigimizda görüyoruz.
Bu arkeolojik
buluntular Etrusklerin Türkçe dilli TUR/TÜRK/OGUZ kavimlerinden olduklarinin
kusku götürmez belgeleridir. Üzerlerine Türkçesi "KÜL KUTUSU" olabilen
ve Etrüsk dilince "KEL KUTUȘU" olarak
yazilan bu arkeolojik buluntular umarim Etrüsklerin Türklügü hakkindaki süphenizi
ve sizin gibi süphesi olanlarin süphelerini giderecek niteliktedirler.
Bununla beraber,
sözde Grek adi "AFRODIT", ki Türkçe AVRAT sözünün
"Helenlestirilmis" seklidir, karsiligi olarak Etrüskçe
"TURAN" sözü kullanirlardi. TURAN çok olasilikla bizim Türkçe
"TUR ANA" yahut "ANATUR" degimi olmalidir. Zira
Türkçenin "AVRAT" sözü hem ANAyi, hem AVRATl ve hem de KADINI
tanimlar. Türkçe BAYAN için Etrüskler PUYA ve büyükbaba için PAPA
diyorlarmis. Bunlar Etrüsklerle Türkler arasindaki dil ortakliginin
belgeleridir. Bunlar gibi daha pek çok bildiklerimiz vardir ki hepsini
burada vermem simdilik imkansiz. Umarim ki bu örnekler Etrüsklerin
Türklük kimligine açiklik getirir.
Etrüsklerle Türkler
arasinda var olan baska bir kültür bagi olarak sunlarida söyleyebilirim:
Etrüskler de Türkler gibi at, sigir ve koyun sürüleri beslerlerdi.
At üstünde geriye dönüp ok atma onlarin da törelerinden biri idi.
Bu töre heykelciklerle ebedilestirilmistir. Hatta kullandiklari YAY bile
Türklerin kullandigi çifte bükülmüs yay cinsinden idi. Bunun için su kaynaklara
bakilabilir.
1. Michael Grant,
"The Etruscans", Charles Scribner'sSons, New York, 1980, resim
"Amazon from the rim of a cauldron from Capua", s. xiii. 2. Jacquetta
Hawkes, "The Atlas of Early Man", St. Martin's Press, Inc, New York,
1976, s. 163, Resim: "Horseman with bow, figure from
Etruscan bronze bowl".
3. Werner Keller,
"The Etruscans", s. 118.
Bu arada faydali
olur diye "mezarlik" anlaminda olan su sözcükleri de dikkatinize
sunmak isterim.
Grekce NEKROPOLIS
veya NEKROPOLEWS (cemetery) yani "mazarlik" anlaminda veriliyor.
NEKROPOLEWS sözcügü harf-be-harf "NESORLOK-EVU-P" seklinde
yeniden dizildiginde, ve W = UU, VV, YY, UV, UY, VY oldugu bilinciyle,
"M" harfinin "N" harfine kaydirilmasi neticesi
olarak, adin aslinin Türkçe "MEZARLUK EVÜ" oldugu gerçegi ile
karsilasiyoruz. Bunun anlami sudur. Bu sözde "Grekce" söz
aslinda Türkçeden kaçirilmis "MEZARLUK EVÜ" tanimlamasinin yeniden
düzenlenmis ve Helenlestirilmis halidir. Bunun gibi Ingilizce CEMETERY
sözcügü de harf-be-harf "MECERTER-Y" seklinde dizilip Türkçe
olarak bakildiginda, "Z" harfinin" "C" harfine
degistirilmesi ile, adin aslinin "MEZERDIR O" (MEZARDIR O)
tanimlamasi oldugunu buluyoruz. Demek ki bu "Ingilizce"
kelimenin asli da yine Türkçedir. Bu degismelerin anlami
"mezar" adinin ve olasilikla kavraminin eski Tur/Türk/Oguz
dünyasindan dünyada pek çok yere yayildigi gerçegidir.
"Latin"
dili, Grek dili ve diger Avrupa dillerinin de oldugu gibi, Türkçenin
sözlerinin degistirilmesinden yapilmis sözcüklerle dolu yapay bir dildir. Diger
bir degimle ana/ata dil olan Türkçeden yapilmis bir dildir. Latincede
Etrüskler için kullanilan ad "ETRUSCUS" (Ingilizce: "an Etruscan, Etruscans,
Etrurians" anlamli) seklinde verilmektedir, [http://www.tkline.freeserve.co.uk/PropindexDEFGHI.htm]. Bu adin kendisi dahi bize pek çok gizlenmis
Türkçe anlamlar aktarmaktadir. Ben onlardan bir kaçini sizlerle paylasacagim.
1. ETRUSCUS adi harf-be-harf "US-TURCES" seklinde
yeniden düzenlenip Türkçe olarak okundugunda, "C" harfi "K"
sesi oldugu bilinciyle, ortaya çikan sözün "UZ
TÜRKÜZ" (ÖZ TÜRKÜZ, UZ TÜRKÜZ, OGUZ TÜRKÜZ)Türkçe tanimlamasini görüyoruz. Bu bulus hiç de
tesadüflerin neticesi degildir. Aksine, Etrüsklerin Türk oldukalrinin bir
kanitidir. Ya Etrüsklerin kendileri yahut ta Latin dilini Türkçeden
hazirlayanlar bu tanimlamayi bilinçli sekilde adin içinde gizlemislerdir.
2. ETRUSCUS adi harf-be-harf "SUSE-TURC" seklinde
yeniden düzenlenip Türkçe olarak okundugunda, Türkçe "SÖZÜ TÜRK" yani
"dili Türkçe" olduklarini tanimlayan bir ifade buluyoruz. Bu
bulus ta tesadüflerin eseri degildir.
3. ETRUSCUS adi harf-be-harf "UCUSSETR" seklinde
yeniden düzenlenip Türkçe olarak okundugunda, Türkçe"OKUSCUTUR"
(OGUZCUDUR) degimini buluyoruz ki bu tanimlama ile
Etrüsklerin hem OGUZCU yani "OGUZ" dinine inananlar ve hem de OKUZCU
yani sigir besleyenler oldugu gerçegini buluyoruz.
4. ETRUSCUS adi harf-be-harf "CUSUSETR" seklinde
yeniden düzenlenip Türkçe olarak okundugunda, Türkçe"KUZUCUTUR" (KOYUNCUDUR) seklinde degimi buluyoruz ki bu da
onlarin, tipki diger Türk boylarinda oldugu gibi, koyun kuzu sürüleri
besleyenler oldugu tanimini veriyor.
5. ETRUSCUS adi harf-be-harf "UT- SURCES" seklinde yeniden düzenlenip Türkçe olarak
okundugunda, Türkçe "UT SÜRÜCISI" (ÖKÜZ, SIGIR
SÜRÜCÜSÜ) ve ayni zamanda "AT SÜRÜCISI" (AT SÜRÜCÜSÜ)olduklarini
tanimliyor. Hayvan sürülerine sahip olanlara Türkçe SÜRÜCÜ denir.
6. ETRUSCUS adi harf-be-harf "S-SUCUTER" seklinde yeniden düzenlenip Türkçe olarak
okundugunda, Türkçe:
a) "aS SAKADIR"
(BIR SAKADIR) degimi oluyor ki bu onlarin SAKA yani SAKA TURKLERI olduklari gerçegini kanitliyor.
Sözde "TROY"lular (ki bu TROY adi da Türkçe "TUR ÖY"
(TUR EVI) degiminden yapilmistir) da Türklerin "SAKA" boyundandi.
PELASGIAN adi ile bilinenler de SAKA idiler ve Etrüsklerle hem dil ve hem de
alfabe birligi vardi.
b) "aS SUCUDUR" (BIR/ESSIZ SUCUDUR) degimi
oluyor ki bu onlarin essiz denizci olduklarini tanimliyor. Böylece,
denizci ve balikci olan TUR-SAKA
"PELASGIANLAR" gibi,
Etrüsklerin de deniz asiri seferler yapan denizci ve balikci kimseler oldugu
tanimini buluyoruz.. "SAKA" sözü Türkçede "SUCU" (su isi ile
ugrasan) demektir. Bu Türkçe sözü de yine ETRUSCUS sözü içinde buluyoruz.
Ta Ingiliz adalarinin en kuzeyinde oturan ve "SCOT" diye bilen grubun
"ISKIT" (SAKA, TUR/TÜRK SAKALARI) olduklarini da burada listemize
katabiliriz. Nitekim "SICILYA" adasinin adi da "SAKA
ILI" seklinde onlarin adini tasir.
Ayrica sözde "TYRRHENIAN SEA" denizi
diye bilinen, aslinda "TURANNI EREN SUYU"
(TURANLI ERLER SUYU) Türkçe
sözünden kaynaklanan, Italya yarim adasi ile Korsika, Sardunya ve Sicilya
adalari arasindaki Akdeniz bölgesi de yine Etrüsklerin (Tur-Sakalarin,
Pelasgianlarin) adina verilmis bir deniz adidir. Dikkat edilmelidir ki
KORSIKA adasinin adi da yine "KOR SAKA" (KÖR SAKA, GÖR SAKA) adindan
gelir ki bu da, SICILYA adasi gibi, eski çaglarda SAKA Türklerine ait bir ada
oldugunun isaretidir. SARDUNYA adasinda Orta Asyada bulunan ve Türk
dünyasina ait BALBAL denilen insan bicimli taslarin Sardunya adasinda da
bulunusu, bu adanin da eski çaglarda Türk dünyasina ait oldugunun bir
isaretidir.
En son olarak sunu
da belirtmekte yarar vardir: "Latin" dilinde, Ingilizce "GENOCIDE" yani
"soykirim" kavramini tanimliyan kelime gibi, benzer bir kavrami
tanimlayan Latince "TYRANNICIDAE"
(TYRANNICIDE) kelimesi vardir. Bu terime, pek inandirici
olamayan, "zalim hükümdari öldürülme" gibi bir anlam verilmektedir. Sanki
"zalim bir hükümdari öldürme" ile "herhangi bir insani
öldürme" birbirinden farkli islemlermis gibi bu kavrama özel bir kelime
üretilmis. Bu tanimlama bence gerçegin ifadesi degildir. Bu tanimlama baska bir
gerçegin üstünü örtmektedir.
Dikkat edilirse,
Ingilizce "GENOCIDE" sözü her nekadar Grek GENOS + CIDE
sözlerinden yapilmis bir kelime oldugu iddia edilirse de, gerçekte
Türkçenin "CANA KIYDI" yahut "CANI KIYDI" degiminin
Ingilizcelestirilmis halidir.
Sözde Grekce GENOS
yahut GENOUS (race; family; gender; kind, species) [Divry, 1988, p. 460], yani
Türkçe "irk; aile; candir, cins, erkeklik disilik cinsi" anlamli
olarak verilen bir kelimedir ki o da Türkçe "CAN-O" ve "CINSI"
(CINSU, CINS-O) sözlerinden yapilmis bir sözdür. -CIDE son eki ise, 1.
"killer or destroyer of"; 2. Murder or killing of: [Latince
-CIDA (killer) < CAEDERE (to kill), "CIDIUM" (slaughter) <
caedere] seklinde tanimlaniyor, [Encyclopaedia Britannica, World Language
Dictionary, 1963, p. 239]. Bu tanimlama ile, -CIDE eki, 1. "birisini
öldüren"; 2. "birisinin öldürülmesi" anlamli bir söz oluyor.
Ayrica Latince "öldürmek' anlamli "CAEDERE" sözünden geliyor
denilmektedir. Kaynak olarak verilen bu sözcükler sira ile:
Latince "CIDE" Türkçe "KIYDI" sözünden;
Latince "CAEDERE" Türkçe "ERE-KIYDI"
(KIYDI ERE) sözünden;
Latince "CIDIUM" Türkçe "KIYDIM" (dogradim,
ödürdüm anlamli) "kiymak" sözünden yapilmis sözcüklerdir.
Bunlara ilaveten:
Latince "CAEDES" (a cutting down, slaughter; the persons
slain), yani "kesmek, bogazlamak, bogazlanan kimseler" anlamli
sözcüktür ki Türkçe "KESIDI" (BOGAZLAMADI anlamli) "kesmek"
sözünden yapilmistir.
Latince "CAEDO" (to
fell, cut down, to kill), yani "kesmek, öldürmek"
anlamli sözcüktür ki Türkçe "KIYIDU" (KIYIDI, KESIDI
anlamli) sözünden yapilmistir.
Latince "CECIDI" (to
fell, cut down, to kill) Türkçe "KESIDI" sözünden yapilmistir.
Latince "CAESUM" (to
fell, cut down, to kill) Türkçe "KESEYUM"
(KESEYIM) sözünden yapilmistir.
[Kaynak: Cassel''s
Compact Latin Dictionary, 1962, p. 34].
Bilindigi gibi,
Türkçede biri bir baskasini öldurdügünde "canina KIYDI" denilir.
Baska bir Türkçe degimle, örnegin, "HARPTE KIYIM KIYIM KIYILDILAR /
DOGRANDILAR / DÖKÜLDÜLER / ÖLDÜRÜLDÜLER" seklinde denir. Yani
bu Türkçe ifade toplu olarak "CANA KIYMA" ve/veya "CANI
KIYMA" kavramini ifade eden bir tanimlamadir. Böylece, yukarida
açikladigim Greek, Latin ve Ingilizce sözcüklerin kaynagi, söylenenlerin
tersine, Türkçedir. Dilciler bu sözcüklerin Türkçeen "anagram" yapma
yollu üretildiklerini dikkatle incelemelidirler.
Bu durum
karsisinda, tekrar dönüp Latince "TYRANNICIDAE" sözüne bakalim. "TYRANNICIDAE" sözü"TYRANNIA-CIDE" seklinde
incelendiginde, onda "TURANNIYA KIYDI" ve/veya "TURANNIYI
KIYDI" Türkçe degimini buluyoruz. Kelimedeki bu
anlam "zalim bir hükümdari öldürülme" kavramindan çok farkli bir kavramdir.
Gerçekte, "GENOCIDE" sözü gibi, Latince
"TYRANNICIDAE" sözü de eski çaglarda gerek Italya ve gerekse
Avrupanin diger bölgelerinde yerlesik TURANLILARA tatbik edilmis bir genel "KIYMA,
KIRMA, KATLIAM, SOYKIRIM" olayi için söylenmis bir söz olmalidir.
Iste gerek Etrüsk
Türklerini ve gerekse diger Tur/Türk/Oguz insanini Avrupa tarihinde bilinen ve
yasayan insanlar olarak göremiyorsak bu kendilerine tatbik edilen
"TURANLIYI YOKETME" politikasinin neticesidir. Günümüzde Etrüskler
milli kimligi ve dili bilinmeyen ölü bir millet olarak tanitilir. Bununla
beraber, saniyorum ki gerçek ilimle ugrasan ve gerçegi bilmek isteyen pek çok
Avrupali ilim adami eninde sonunda bu gerçekleri ve onlarin Türklügünü itiraf
etmis olacaklardir.
Gariptir ki
Etrüsklerden yagma edilen eserler Avrupa müzelerini doldurur amma yine de
Etrüsklerin gerçek kimligi bilinmez. Yüzlerce sene boyunca, Roma imparatorlugunun
zenginleri çocuklarini Etrüsk okullarinda okutmuslardir. Buna ragmen yine
de Etrüsklerin milli kimliginin kim oldugu bilinmez. ROMA sehrinin Etrüskler
tarafindan yapildigini ve ilk adinin KIZIL ALMA yahut "AL TANRI"
sehri ("The ETERNAL City" ) oldugunu bilirler fakat Etrüsklerin
Tur/Türk/Oguz kimligini bilmezler. Hatta öyleki Roma sehrinin bu ilk
adini kim ki sesli bir sekilde söylerse hemen aninda öldürülürmüs. Belli ki
2500 seneden beri Etrüskler konusunda Avrupanin çok karanlik bir geçmisi vardir
ve onun aydinlatilmasini kilise pek arzu etmemektedir. Gerçekte Avrupa
"medeniyeti" eski Turanlilarin medeniyeti üzerine oturtulmustur ve
hem o medeniyetten bol bol nasibini almistir. Denebilir ki en azindan Avrupada
kilise sisteminin tepesinde olanlar bunu çok iyi bilmektedir. Fakat Avrupada
gizlilik önde gelen bir karanliktir ve o karanlik kapladigi her seyi yutar.
En son olarak su
görüsümü de bildirmek isterim: Sayet günümüz Türkiyesi, her alanda kendi
kendine yeter, kendi basina tamamen bagimsiz ve diger Tur/Türk/Oguz
dünyasi ile birlemis BIR BÜTÜN OLMA yerine, Avrupanin dayattigi her sarti kabul
ederek Avrupa Birligine, bir eyalet gibi, girmeyi kabul ederse, AB ülkeleri
Türklere, kendilerine esit olmayan fakat onlara hizmet etme yeteneginde bir
grup olduklari gözü ile bakacaklardir. Bu tarihte de böyle olmustur. Çok eski
devirlerden beri Tur/Türk/Oguz insanini ve medeniyetini çekememis, onlari
tarihten yok etmek için her hileyi yapmis Avrupali dinci-politikaci gezginci
grubun yeniden gelistirdigi bir sistem içinde, Türklerin kendilerine özel
dilinin, dininin ve de milli kimliklerinin zamanla degistirilmesi ve
kendilerinin de sistem içinde eritilmesi olasiligi çok büyüktür. Etrüsklerin ve
eski Turan dünyasinin tarihten silinisi gibi, amansiz bir duruma düsme
olasiligi vardir. Çok sanli bir geçmise sahip ve dünyaya medeniyet vermis olan
Türklük namina, dilerim Tanridan böyle bir durum asla olmasin!
Degerli arkadaslar,
umarim bu ileti Etrüsklerin Türklük kimligi konusundaki tartismaniza
aydinlatici nitelikte bir katki olur ve ayrica Avrupa dillerinin ve de
medeniyetinin temelinde eski Turanli Tur/Türk/Oguz insaninin dili, dini ve
medeniyeti oldugu gerçegini görmege yardimci olur.
Selam ve sevgilerle,
Polat Kaya
06 / 09 / 2007
su özdemir wrote:
Sayın Sancaktar,
Bir ırkın Türk olup olmadığını anlamak için incelenmesi gereken en önemli kaynak arkeolojik malzemelerdir. Bunun dışında linguistique çalışmalarının, sosyal ve kültürel benzerliklerinde ortaya konması iddiayı doğrulamak açısından son derece önemlidir. Etrüksler yani Tursakaların Türk olduğunu iddia eden tek kişi Adile Aydadır (İtalya'da büyükelçilik yapmıştır) ve Tursakalar İtalyanların ataları olarak kabul ettikleri bir kavimdir. Çadır geleneği ve mezar inancına sahip olmadıkları gibi Türklerle aralarında sosyal ve kültürel hiçbir benzerlik, dolayısıyla da onların Türk olduğunu gösterecek hiçbir bağ yoktur. Aşağıda göreceğiniz kavimler vb. Türk adını taşıyan Türk kavimleri sanılmış fakat bunlar faraziyelerden öte gidememiştir. Son arkeolojik araştırmalar ve kültür tarihi araştırmaları sonuçlarına da aykırı düşen bu iddiaların linguistique bakımından da doğruluğu tespit edilmemiştir. Türk adının M.Ö'ki asırlarda bile bugünkü telaffuzuna göre yani tek heceli söylenmesi gerekmektedir. Halbuki adın tek heceli durumuna Gök-Türk zamanında (M.S 6.-8. yy.) geçtiğini Orhun Abideleri bize kanıtlamaktadır. Son araştırmalarda Türk kelimesinin 6.-8. yy.'dan önce tek heceli söylendiği, daha eskiden ise "Törük" şeklinde olabileceği belirtilmiştir. Adları Türke benzediği iddia edilen bütün topluluklarda ırki, lisani, ekonomik vb. bağ tespit edilmemiştir.
Bazı rivayetler;
· Heredetos-Targita'lar
· İskit topraklarında oturdukları söylenen Tyrkae
· Tevrat'ta adı geçen Togharma
· Hind kaynaklarındaki Turukha veya Turuşka
· Eski Ön Asya çivi yazılı metinlerde görülen Turukkular
· Çin kaynaklarındaki Tik'ler
· Troia'lılar
İslam kaynaklarına göre iki rivayet vardır;
· Zend-Avesta Rivayeti (İran menşeli) : İran hükümdarı Feridun'un oğlu Türac veya Tür "Türk"adını taşıyan ilk kavim olarak gösterilmek istenmiştir.
· Tevrat Rivayeti (İsrail menşeli): Nuh'un torunu (Yafes'in oğlu) Türk "Türk" adını taşıyan ilk kavim gösterilmek istenmiştir.
Evet, Türkler dünyanın en eski kültür ve medeniyetine sahiptir ve bunun başlangıcına ulaşmak oldukça zordur, fakat Türk tarihini insanlık tarihine kadar indirgemekte biraz abartılıdır. Yapılan arkeolojik ve antropolojik araştırmalar M.Ö 4000 yıllarına kadar dayanmaktadır. Kimmerler ve İskitler yazılı kaynaklardan ve arkeolojik çalışmalardan elde edilen bilgilerle doğrulanmış olan ilk Türk devletleridir. Önemli olan da bu bilgiler ışığında doğruya ulaşmaktır. Atatürk de, bu önemli kaynakların, belgelerin ve vesikaların Türkçe'ye kazandırılması, bugüne kadar Batılılar tarafından yapılan yersiz tanımlamaların (barbar, küfürbaz, cahil, despot, kaba, vicdansız, inançsız, soyu sopu belli olmayan vb.) bertaraf edilmesi ve Türk milletine bir tarih şuuru kazandırmak için 1931'de TTK'yı kurmuştur.
Sinem TÜFEKÇİ
Date: Sat, 1 Sep 2007 04:38:20 +0300
From: pssngr34@...
To: alicalikusu@...; tsrgrup-dagitim@...; turancatli@...; tdtkb@...; hozdincster@...; oybirligi@...; ozdegul79@...;kmeditor@...; kirmizigunluk@...; havaharpokulu@...; gencbeyin@...; DipDalgasi@...; bdogan@...;anadoluhaber@...; Vatanseverbiz@...; vatanturan@...; milletim@...
Subject: <>[TDTKB]<> TÜRK TARİHİ TEZİ (İDDİASI)
Türk Tarih Tezi
Türk Tarih Tezi, beyaz ırkın kökeninin Orta Asya olduğu hipotezinden yola çıkmaktadır. Buna göre çeşitli göç dalgaları halinde Orta Asya'dan dünyaya yayılan Türkler dünya medeniyetlerinin önemli bir kısmını kurmuştur.
Türk Tarih Tezi'nin temel kabulleri şu şekilde özetlenebilir:
- Türkler, brakisefal ve beyaz ırktandır. Beyaz ırkın anayurdu Orta Asya'dır,
- Medeniyetin beşiği Türklerin anayurdu olan Orta Asya'dır,
- Göçler sonucu Türkler birçok yere yayılmış ve uygarlaşmayı tetiklemiştir,
- Anadolu'nun ilk yerli halkları Türklerdir; Hititler vs. halklar dahil,
- Kürtler dağ Türküdür. Bu yüzden 80 yıl önce Kürtlere dağ Türkü denilmişti,
- İtalya'da yaşamış Etrüskler Türk'tür,
- Irak'ın güneyindeki Sümer uygarlığını Türkler kurmuştur,
- Mısır medeniyetinin ilk kurucuları Orta Asyalı brakisefal Türklerdir,
- Maya, Aztek ve İnka Amerika uygarlıklarını Türkler kurmuştur,
- 70 bin yıl önce Asya ve Amerika kıtası arasından batmış Mu kıtasında konuşulmuş olan Mu dili Türkçedir,
- Peygamber Hz. Nuh Türk'tür.
Görüldüğü gibi, Türk Tarih Tezine göre Irak, Anadolu, Mısır ve Ege medeniyetlerinin ilk kurucuları Orta Asyalı brakisefal ırkın temsilcileridir: Hitit, Sümer, Etrüsk, Rum, Yunan, Kürt, Macar vs. halklar Türk sayılmaktadır. Başka bir deyişle, bu teze göre Avrupa'dan Çin'e kadar uzanan coğrafyadakilerin çoğu Türk'tür.
Mustafa Kemal Atatürk 1930'lu yıllar boyunca yaptığı çeşitli konuşmalarda Türk Tarih Tezi'ni bizzat desteklemiştir. Örneğin "Bu memleket tarihte Türk'tü, o halde Türk'tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır." sözüyle Anadolu'da eskiden beri yaşamış bütün halkların Türk olduğunu belirtmektedir.
"Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı hep bir ırkın evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır." sözleriyle de Kürtler, Rumlar, Bulgarlar, Makedonlar vs. halkların Türk olduğunu öne sürmektedir.
"Anadolu 7000 yıllık Türk beşiğidir" sözü de Anadolu'da Türklerin varlığının Malazgirt Savaşı'ndan çok öncelere dayandığı anlamını taşımaktadır; Anadolu'nun en eski halkları Atatürk'e göre Türk'tür.
Bu gerçekliği Atatürk'ün kendi yazdığı şiirde de görebiliriz:
"Gafil, hangi üç asır, hangi on asır
Tuna ezelden Türk diyarıdır.
Bilinen tarihler söylememiş bunu
Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak,
Dinleyin sesini doğan tarihin,
Aydınlıkta karaltı, karaltıda şafak
Yalan tarihi gömüp, doğru tarihe gidin.
Asya'nın ortasında Oğuz oğulları,
Avrupa'nın Alpleri'nde Oğuz torunları
Doğudan çıkan biz
Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz
Türk sadece bir milletin adı değil,
Türk bütün adamların birliğidir.
Ey birbirine diş bileyen yığınlar,
Ey yığın yığın insan gafletleri
Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde,
Hakikat nerede?"
Bu şiirden anlaşıldığı kadarıyla Atatürk'e göre Alp Dağları'na kadar uzanan yerdekiler Türk'tür. Tuna nehrinin "Ezelden beri Türk diyarı" olduğunu belirterek de Almanya, Avusturya, Slovakya, Macaristan, Hırvatistan, Yugoslavya, Bulgaristan, Romanya, Moldova ve Ukrayna gibi Tuna havzası ülkelerinin üzerinde yaşamış olan halkların Türk olduğu tezini ortaya koymaktadır.
Atatürk, Türk Tarih Tezi'nde dile getirilen göç hareketleri ve "Kayıp Kıta Mu" efsanesi arasında bir bağlantı kurulabileceğini düşünmüş ve bu konuda araştırma yapmak için bazı girişimlerde bulunmuştur. Bu efsaneye göre Pasifik Okyanusu'nda, Asya ve Amerika kıtaları arasında bulunan ve Avustralya'nın iki katı büyüklüğünde olan Mu Kıtası 70 bin yıl önce batmıştı. Atatürk, Türk Milleti'nin Mu kıtasından dünyaya yayılmış olabileceğini düşünerek bir araştırma başlattı; Meksika'ya elçi olarak atanan Tahsin Mayatepek'i, Türkçe ile Maya dili benzerliğin araştırılmasıyla görevlendirdi.